Küçük Beyinler Korkularla, Büyük Beyinler Çözümlerle Uğraşır
ÖZER UÇURAN ÇİLLER

 

Düşünceyi Gerçeğe Dönüştürmek

Her ne kadar bilinçaltımız, kader-yazgı döngüsünde önemli bir rol oynasa da dominant unsur bilinç üstüdür. Ancak “farkındalık” düzeyine ulaşıldığında bilinçaltının daha yoğun bir gayret içinde olduğu hissedilir. Diğer bir deyişle, yazgı piramidinin kader-yazgı çatısını “Mantıksal akıl” şekillendirirken, yazgının gerçeğe dönüşüm sürecinde ise, düşünce, hissetme, duygulanma ve sezme integrasyonunun, yani bütünleme işlevinin baş yönlendiricisi “bilinçaltı akıl”dır. Bilinç üstü düşünce, böylece bilinçaltı düşüncesinin temelini oluşturur. Kuantum sezgi yansıması ise İngilizcede ifadesini bulan “out of blue sky” sözcüğünün karşılığı olan “nereden geldiğini anlayamadığımız” ancak, yazgımız için arzuladığımız düşüncelerimizin bir şekilde gerçekleştiğini gözlemleyebilmektir.

 
“Bütüncül Farkındalık” bölümünde ileri düzeydeki farkındalıktan söz ederken, Prof. Fred Alan Wolf’a atıfla düşünceyi gerçeğe dönüştürmek konusunu ele almış ve dört ayrı eyleme değinmiştik. Bunlar sırasıyla düşünmek, hissetmek, duygulanmak ve sezmek idi. Yazgı çizgimizle ilgili arzu ettiğimiz herşeyin bir “düşünce” ile başladığını ve bu aşamanın da bilinç üstü alan olduğunu bilmeliyiz. İncil’de yer alan ‘önce söz vardı’ ibaresinin açılımı, yaşamın varoluşunun bir düşünce ile başladığı anlamını taşır.

Evrenin yaradılış bulmacasını çözmek için İsviçre’de, Avrupa Nükleer Araştırmalar Merkezi’nin (CERN) başlattığı çalışmalar, “Big Bang” patlamasının arkasındaki sırların ortaya çıkmasını hedeflemekte. Böylece, Nobel ödüllü Prof. Peter Higgs tarafından isimlendirilen Higgs parçacıklarının yani “Tanrı parçacıkları”’nın, bir enerji alanıyla bütünleşip evrenin varoluşunu meydana getirdiği varsayımı yanıt bulmuş olacak. Bütün bu çalışmalar Tanrı’nın parçacıklarını bulabilmek için yapılıyor. Çünkü Higgs parçacıklarının keşfedilmesi halinde maddenin nasıl kütle kazandığı sorusu yanıt bulmuş olacak. Higgs’in varsayımına göre, atom, elektron, nötron ve proton parçacıklarını oluşturan en temel parçacık olan Tanrı parçacığının bu deneyle kendini göstereceği ifade ediliyor.

Başlangıçta büyük patlama ile meydana gelen radyasyon , bu Tanrı parçacıkları tarafından absorbe edildiğinde, madde ve anti-maddeyi oluşturuyordu. Radyasyon enerjiye dönüşüyor, meydana gelen madde ve anti-madde çarpıştığında ise tekrar radyasyon haline dönüşüyordu. Ancak bu aşamada Prof. Higgs’in Tanrısal parçacıkları bir şekilde yok olmuşlardı. Yani bütün bu çalışmalar evrenin başlangıcındaki Tanrı’nın maddesini bulmak için yapılıyor. Bir kuantum felsefe düşünürü veya öğrencisi olarak, kanımca aranılan Tanrı parçacıkları, evrenin kanunları ve kurallarını ifade eden ve bunlarla ilgili düşünceleri içeren enerji parçacıklarıdır. Evrenin üç temel taşı, madde, enerji ve enformasyon (düşünce) olduğuna göre, Tanrı parçacıklarının “enformasyon” parçacıkları olması mantıksal bir yaklaşım olarak kabul edilebilir. Eğer bu varsayım doğru ise ve eğer CERN projesi başarılı olur, Higgs parçacıkları keşfedilirse, Tanrının düşünce kodlarının çözülebilirliğini, tartışmaya açacaklardır. Ancak insanın genetik yapısını ve kodlarını tam anlamıyla çözmemiş bilim dünyası bu gerçeği nasıl çözecektir? Bu konuya ağırlık vermemizin nedeni de, yazgı çizgimizi belirlemede düşüncenin ne denli önemli olduğuna dikkat çekmek içindir.

Düşünce deyip geçmeyelim, her düşünce belleğimize kayıt ediliyor ve radyo dalgaları gibi evrenin boşluğunda yolculuğuna devam ediyor. Enerji hiçbir şekilde yok olmadığına göre, her düşüncenin bir etkisi olduğu gibi, bu etkinin bir tepkiye neden olacağını da unutmayalım. Yazgıyı düşünce gücüyle gerçeğe dönüştürmek şemasını bir zihinsel egzersiz olarak ele alır ve incelersek yazgımızın evrimi, işaret edilen düzen içinde şu aşamalardan oluşacaktır;

BİLİNÇ ÜSTÜ

- İstenen yazgı çizgisi (Düşünce)

- Yazgı piramidinin gerçekleşmesi

- Yansıma yöntemi ile test edilmesi

- Geliştirilmiş yazgı çizgisi

BİLİNÇALTI

- Kuantum düşünce

- Kuantum hissetme

- Kuantum duygulanma

- Kuantum sezgi

Kişinin yaşamı kendi tarafından çizilen bir yol haritası gibidir. Önemli olan bilinç-üstümüzün bilinçaltımızla uyumlu bir iletişim içinde olması ve arzuladığımız yazgı çizgimizin; kişisel yeteneklere, yerindeliğe ve yeterliliğe uygun olmasıdır. Eğer sözünü ettiğimiz uyumluluk hali yok ise kişi, her ne kadar kendini bilinç üstünde yeterli görse de, bilinçaltı bu iki ayrı bilinç düzeyinin entegrasyonuna, yani bütünleşmesine engel olacaktır.

Ancak unutulmaması gereken başarının kişinin sahip olduğu inanç düzeyine de bağlı olduğudur. İnanç ne kadar yüksek olursa insan genellikle yeteneklerinin ve yeterliliğinin sınırlarını o kadar zorlayabilir. Düşünce seviyesinde çizilen yazgı yoluna karar verdikten sonra yazgı piramidinin inşası için gerekli temel taşlarını yerlerine yerleştirerek zihinsel egzersiz yolculuğumuza başlayabiliriz. Bu temel taşlar sırasıyla şöyledir;

- Yazgının temel ihtiyaçları

- Güçlü kişilik

- Kendini sevmek

- Farkındalık

- Kendini gerçekleştirme

Bu aşamada yazgı piramidinin yapısının doğru temeller üzerine inşa edilip edilmediğini tespit etmek için bu beş temel taşı, bazı yansıma (reflecting) yöntemleri ile test edilebilir. Ancak anlam kargaşasına yol açmamak için “yansıma” ile “yansıtma” arasındaki farklılığa kısa bir açıklama getirelim. İngilizce sözcük olan reflecting’in Türkçe karşılığı yansıtma değil yansımadır. Yansıtma “kendine yakıştıramadıklarını başkalarına yakıştırma” demektir.

Oysa “yansıma” duygusal, zihinsel derin düşünce ile kabul etmiş olduğumuz kendi gerçeğimizi gözlemleyerek ve bakış açımızı değiştirerek gerçeğimize farklı bir yaklaşımla yeni bir boyut kazandırabilmektir. Buradaki amaç gerçeğimizi gözden geçirerek, gerekirse değiştirerek ve geliştirerek daha uygulanabilir bir düzeye getirmektir. İngiltere’deki, Kraliçe Elizabeth Üniversitesi’nde yapılan bir çalışmaya göre doğru yansımanın sekiz temel unsuru vardır. Bu sekiz elementin veya öğenin karışımı ile kişi doğru bir yansıma yapabilme becerisi kazanabilir;

1. Deneyimlerden elde edilen tecrübe ile algılama yeteneği

2. Daima “geriye yaslanarak” yeni bir bakış getirmek

3. Doğru yansıma yapabilmek için bıkmadan tekrar tekrar yeni görüş açılarını test etmek.

4. Derin veya bütünsel bir dürüstlükle olaylara bakabilmek

5. Sınama konusu ne ise, yalnız aşikar olanları değil her şeyi hesaba katarak ve tartarak gözlemlemek

6. Yansıma berraklık getirir ve olayları sanki bir aynadan yansıyormuş gibi görebilmek, yansımayı kolaylaştırabilir

7. Yansıma kişinin şuuraltı öğrenme ve anlayış yeteneklerini geliştirebilir

8. Yansımanın önemli diğer bir öğesi deneyimlerden sonuç çıkarmak ve ileriye doğru değişimlerle veya oluşturulan yaklaşımlarla yeni strateji ve etkinlikler geliştirebilmektir

Bu sürece Kuantum Alanlar Süreci veya Prosesi adı veriliyor. Zihnimizde alanlar etkileşim içinde, bir kuantum durumundan diğer bir kuantum durumuna sıçrayarak hareket ediyorlar ve bize yeni gerçeklerin kapılarını açıyorlar. Kuantum anlayışına göre gerçek, onu gözlemlediğimizde değişiyor. Bu nedenle kuantum fiziğiyle kendi gerçeğimizi yaratabilir, bakma şeklimizi değiştirerek her şeyi çok farklı görebiliriz. Dolayısı ile herkesin kabul edebileceği bir gerçek yoktur, ama yine de farklı açılardan bakarak diğerinin ne gördüğünü de algılayabiliriz.

Sözünü ettiğimiz sekiz yansıma öğesini sorgulayarak ve yansıma eleğinden geçirerek, kendi gerçeklerimizi yeniden biçimlendirebilir ve başlangıçta düşündüğümüz istenilen yazgı çizgisini “geliştirilmiş yazgı çizgisine” dönüştürebiliriz. Bütüncül Farkındalık bölümü içinde ele aldığımız kuantum anlayışa göre, bir düşünce ürünü olan arzuyu elde edebilmek için, dört eylemden söz etmiştik. Tekrarlarsak yine kuantum anlayışına göre bu eylemler şöyleydi;

- “Düşünürsek” zaman oluruz - “Hissedersek” boşluk oluruz - “Duygulanırsak” enerji oluruz - “Sezersek” hareket oluruz

Bilinçaltımızda derin düşünerek “zaman” oluyor ve bu boşluk içinde elektrik yüklü “his” partikülleri harekete geçiyor. Temel duygularımız ise boşlukta hareket halinde olan “his” elektronlarını iyonize ederek “enerji”ye dönüşürken, sezgi, kuantum gücü ile düşüncelerimizi morfik alan dalgaları olarak “hareket”e geçiriyor.

Morfik alan hipotezine göre, morfik alan varlıkların ortak düşünce güçleri ile meydana gelir ve zaman içinde bu morfik alan dalgaları aynı düşünceleri taşıyan diğer morfik alanlarla iletişim ve etkileşim kurabilir. Bu etkileşimin yeterli frekans düzeyine ulaşması ile de morfik rezonans olayı gerçekleşebilir. Morfik rezonans, morfik alan ile bu alana ilişkin morfik birimler yani varlıklar (örneğin insanlar) arasında, bir geribildirim mekanizması olarak açıklanabilir. Böylece arzulanan yazgının düşünce partikülleri, kuantum sezgi ile harekete geçerek, düşüncelerimizi gerçeğe dönüştürme aşamasında aynı frekanstaki morfik birimlerden destek alabilirler.

Bu fenomen, yapılan değişik bilimsel araştırmalarla, morfik alanların mevcudiyetini bizlere göstermekte ve bilinç üstü ve bilinçaltı algılarımızı morfik alanlar sayesinde, şaşırtıcı örneklerle nasıl birbirine bağladığını gözler önüne sermektedir . Bu alanda öncü bir bilim adamı olan Dr. Rupert Sheldrake , biyolojik ve fiziksel gerçekliliğin yapısı ile ilgili yukarıda sözü geçen bilimsel araştırmaları yapan ünlü bir araştırmacı biyologdur ve çalışmaları Darwin’in evrim teorisine yeni bir bakış ve yaklaşım getirmiştir. Sonuçta amaçlanan, yazgıyı tutucu kader anlayışından soyutlayarak, hedeflenen yazgının bilinç üstü farkındalığından, bilinçaltı farkındalığına geçişini, kuantum anlayışı ile sezinleyerek gerçeğe dönüştürebilmektir.

HABERLER

< >
  • Çocuklarda karın ağrısını hafife almayın

    Çocuklarda sık görülen rahatsızlıklardan biri olan karın ağrılarının çoğu önemli olmayan sağlık sorunlarına bağlıdır.Ancak uzun süren ve tekrarlayan ağrılar araştırma ve tedavi gerektiren hastalıkların habercisi olabilir. Prof. Dr. Ender Pehlivanoğlu “Acil durumlar dışında 3 aydan uzun süren ve çocuğun günlük yaşantısını etkileyen ağrı kronik karın ağrısı ...
    HT:19.06.2017 trthaber.com

    Devamını Oku

  • Hazır gıdalar unutkanlığa neden olur mu?

    Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Okan Bölükbaşı unutkanlık konusunda ilgi çekici açıklamalar yaptı.Dikkat dağınıklığı şehir hayatının vazgeçilmez bir parçası oldu. Herkes unutkanlıktan yakınarak “alzheimer oldum!” endişesi ile nörologlara koşuyor. Oysaki gerçek böyle değil. Şehir insanını kuşatan zor koşullar, yazılı ve görsel basının devamlı
    HT:19.06.2017 trthaber.com

    Devamını Oku

  • Teknoloji el hastalıklarını artırdı

    Ellerimiz, teknolojik aletlerin uzun süreli kullanımına, bir de yanlış pozisyonda kullanmanın yol açtığı yıpranma eklendiğinde son yıllarda daha fazla risk altında.Gün içerisinde yeterince yorulan ellerimiz, teknolojik aletlerin uzun süreli kullanımına, bir de yanlış pozisyonda kullanmanın yol açtığı yıpranma eklendiğinde son yıllarda daha fazla risk..
    HT:19.06.2017 trthaber.com

    Devamını Oku

tüm haberler

 
kafa topu film izle 2017 cs go crosshair eskişehir escort eskişehir jigolo sex hikaye seks hikayeleri
escort bayan
escort bayan
çeşme escort
kemer escort

çorlu escort