Kaza ve kaderden yine kaza ve kadere kaçan kurtulur. Mevlâna, Mesnevi

 

Kader mi? Yazgı mı?

“Neden buradayız?” sualini sokaktan geçen bir kişiye yöneltsek, genellikle alacağımız yanıt “böyle de sual olur mu, işte buradayız” gibi bir cevap olacaktır. Ama gerçek kanaatlerini öğrenmek için biraz zaman tanırsak, belki çoğu bu bizim kaderimizdir diye düşünecektir. Kader varsa nedir, kaderi nasıl tanımlarız?

 
Sözlüklere göre kader; Yaratan’ın geleceği bilmesidir. Bu anlayışa göre Yaratan, insanların yapacaklarını önceden belirler. Yaygın kabulün aksine, Kur’an da insan davranışlarının “önceden belirlendiğini” ifade eden bir öğreti yoktur. Ancak, önemli olan ince ayrıntı, İslâm dininde Tanrı her şeyi “bilir” vurgusudur. Burada dikkat edilmesi gereken “belirleme” ile “bilir” arasındaki anlam farkıdır. Başka bir deyişle mutlak kader Yaratan’ın olacakları bilmesi (“bilir”); değişken kader ise Yaratan’ın takdiridir (“belirler”) . “Belirler” kavramının kullanılma nedeni, kul’un kendi iradesi ile yaptıklarının Yaratan tarafından belirlenmesi ve takdiri ile ilgilidir. Yani bir ölçüde yazgı değişkendir ve kulun kendi katkısı ile şekillenir. Yaratan olacakları bilir ama aynı zamanda “bana dua edin, dualarınıza karşılık vereyim” de der.

Kaza’nın ‘belirler’ kavramı, insanın çabaları ile kader çizgisini biçimlendirmesidir. İslâm dini kaderi bir inanç olarak kabul ederken, kaderciliği yani “kaderde ne varsa olur” anlayışını yasaklamıştır. Bu nedenle “kader inancı” ile “kadercilik” karıştırılmamalıdır. Eğer yaşamımızda devamlı ters giden şeyleri sorguluyorsak; bunun neden kendi ihmalkârlığımıza, tembelliğimize yormuyoruz? Hayatımızı tesadüflere bırakamayız. İslâm’da “tefavuk” tesadüf değildir. Tesadüfte bir rastgelelik vardır. Tevafuk’ta ise Yaratan tarafından bilinçli denk getirme durumu söz konusudur.

Kadere iman tesadüf düşüncesini ortadan kaldırır. Bu anlayışa göre; yaşam çizgisinin yönü tesadüflere değil, “kader inancımıza” ve takdir ile “belirlenen yazgı” anlayışına bağlıdır. Kısaca, Yaratan her şeyi bilir ve kendi evrensel kanunları ile uyum içinde olan insanların, kendi iradeleri ile sergiledikleri gayretlerine göre kaderlerine yön vermelerini de takdir eder ve “belirler”, işte bu olguya ben “Yazgı” diyorum. ‘Kader mi Yazgı mı’ sualine getirebileceğimiz açılımlar, bize “neden buradayız” sorusunun yanıtlanmasında önemli ipuçları verebilir. “Pencere” kitabımdan bazı alıntılar konuya ışık tutacaktır. Aslında kader ve yazgı sözlüklerde eş anlamda kullanılmaktadır. İngilizcede “Fate” ve “Destiny” diye iki kavram vardır. Fate, “olayları bilen güç”, destiny ise, “olayları belirleyen güç” veya “olayları belirleyen irade” anlamını taşır. Bu iki kelimenin Türkçe sözlük anlamları şöyle;

“Fate: kader, yazgı, alın yazısı, mukadderat”

“Destiny: kader, yazgı, alın yazısı, kısmet”

Özetlersek, her iki kelime aynı anlamı ifade ediyor. Batı dillerinde kavram farkı olsa da, yine de “kader” ile “yazgı” arasındaki ayrıntı tam olarak belirlenmiş değildir. Ancak “fate” ve “destiny” bazılarınca değiştirilemez kader anlamında kullanılıyorsa da, zaman zaman bizim burada yazgı olarak tanımladığımız değişken kader anlamını da taşıyor. Genel bir örnek, William Ernest Henley’nin 19. yy.’ da yazdığı unutulmaz şiirinin son mısralarıdır;

“I am the captain of my fate

I am the captain of my soul”

Henley hem kaderinin hem de ruhunun kaptanı olduğunu söyleyerek, kadere yazgı vurgusu yapıyor. Yeniçağ düşünürlerinden de esinlenerek ve kavram kargaşasını aşarak, kader ve yazgı kelimelerinin anlamlarını ayırıyor ve yukarıda da ifade edilen nedenlerle, mutlak kaderin ötesinde; kendi hür irademiz, seçimlerimiz, kişiliğimiz ve birçok kutsal kitapta vurgulandığı gibi Yaratan’ın takdiri ile kendi kaderimizi etkileme niteliğini “yazgı” olarak ifade ediyoruz. Ve biz burada… Kaderi, insanın geçmişini ilgilendiren ve yazgı’yı insanın geleceğine ait bir kavram olarak görüyor ve insanın hür iradesi ile kaderini, geleceğini, Yaratan’ın evresel kanun ve kurallarına uyum şartı ile etkileme gücüne sahip olduğuna işaret ediyoruz. Ve bu nedenle de “yazgı” sözcüğünün “kader” anlamında ifade edilmesinin eksik olduğunu savunuyoruz. Tezimi güçlendiren, önemli bir unsur, İslâm dininde iki tür kader yorumu olmasıdır.

Bunlardan birincisi, Yaratan tarafından verilen “Kaza-i Mutlak” ; diğeri ise, kendi irademizle kaderimizi yönlendirebileceğimiz “Kaza-i Muallâk”tır. İslâm’da insanın kaderinin gerçekleşmesinin Yaratan tarafından kesin hükme bağlandığı kabul edilir. Bu hükme göre, verilen kader’in gerçekleşmesinden kaçınılamadığı gibi, onu dua ve diğer her türlü çaba değiştiremez. Buna Kaza-i Mutlak denir.

Kesin hükme bağlanmayan kaderin gerçekleşmesi ise bazı sebeplere dayanır. Bu sebepler; dua, tövbe, sadaka, ibadet, Allah’ın adını devamlı anmak (zikir) olabilir. Böyle bir durum, yani sonucu bazı nedenlere bağlanmış kader, “Kaza-i Muallâk” yorumunu taşır.

Allah’a tevekkül, her şeyi Yaratan’a bırakıp, her şeyi Allah’tan beklemek anlamında kullanılsa bile, Kuran’ın önemli kuralını unutmamalıyız. Bu da “Tevekkül et ama tedbiri al” kuralıdır. İnançlı Müslüman, en mükemmel şekilde işinde tedbiri alan ve rabbine sonsuz derecede güvenen insandır. Hiç gayret, sabır ve sebat göstermeden “Nasıl olsa Allah kaderimi çizmiş, ben neyi değiştirebileceğim ki?” diyerek beklemek yaşamı hafife almak demektir. Örneğin, kaç yaşında öleceğimiz nasıl olsa bizim kaderimizde yazılı diyerek hiç sağlığımıza dikkat etmeyip, ölüm saati geldiğinde bu bizim kaderimizdi diyebilir miyiz? İslâm dininde, Yaratan’ın varlık âleminin düzeni için koymuş olduğu kanuna Sünnetullah denir. Sünnetullah, Tanrının “yol” anlamına gelen yasalarıdır. Ve bu yasaların çeşitli kuralları vardır.

Sünnetullah’ın kurallarından biri de “sağlığına dikkat edersen uzun yaşarsın” kuralıdır. İnsanoğlunun yapamadıklarının ve yanlışlarının arkasına, ne yapayım kaderim buymuş diye sığınması yerine, hatalarının tamamen kendisine ait olduğunu bilmesi gerekir. Ortada nefse, hırsa ve yıkıcı isteklere karşı dayanma gücü olmayan bir kişilik var ise, sonuçta karşı karşıya kalınan olumsuzlukların sorumlusunu başka yerde aramamalıdır. Tek mesul vardır, o da bizzat o kişidir.

Kader kavramının farklı din ve felsefî alanlarda önemli bir yeri vardır. Doğu geleneklerinde kader “Karma”, yazgı ise “Dharma” tanımını taşır. Hinduizm’de karma insanın, şimdiki ve geçmiş yaşamındaki hareketlerinin ve bunların sonuçlarının toplamıdır. Sanskrit dilinde ise dharma öğreti ile yüksek hakikatlere götüren yol anlamına gelir. Bu anlayışa göre dharma ile uyumlu bir hayat süren kişiler, özgürlüğe kavuşurlar. Böylece kişi yazgısını kendi oluşturur. Musevîlikte kader tanımı bir bakıma değişiklik gösterir. Musevîlik dininde kişinin kaderi tüm hayatı boyunca baştan sona yazılmaz. Yıllık olarak yazılır. Musevî yılbaşısı ile Yom Kippur arasındaki dönemde, Musevî olan kişi bir yıl öncesinin vicdan muhasebesini yapar. Buna İbranîce de “Tesuva” adı verilir. Tesuva, geriye dönüş anlamını taşır. Sonuçta o kişinin kaderi, bir yıl önceki hal ve hareketlerine göre, yıllık olarak yazılır veya etkilenir. Bu nedenle Musevî dininde, Tanrı’nın gelecek için, insanların kaderlerini yeniden yazdığı inancı vardır. Mistisizm’de kader, kaza kavramının karşılığıdır. “Bu anlayışta kader; plânlamak, değerlendirmek, ölçmek, programlamak anlamına gelirken, kaza kavramı ise; kesin karar vermek, düzenlemek, gerçekleştirmek ve yaratmak anlamına gelir”. İslâm dininde olduğu gibi “kaza-i mutlak” olacağı bilinen, “kaza-i muallak” ise takdir edilendir.

İnsan hayatını yaşarken, geleceğini de yönlendirme gayreti içinde olur ve gereğini yapma çabası içinde, kaderden yazgıya uzanacak yürüyüşü başlatır. Sonuçta ulvi insanlar açısından bakıldığında da, kader yani bir anlamda “Kaza-i Mutlak” Yaratan tarafından (“bilinen”), “yazgı” ise kişinin çabası neticesinde Yaratan tarafından (“belirlenen”) bir “Kaza-i Muallâk” anlayışı olarak kabul edilebilir. Kader bize Yaratan tarafından “verilen”, yazgı ise “hür irademizle seçimlerimizle ve Yaratan’ın takdiri ile elde edilebilen yaşam çizgisidir. Yazgı kişinin önünde var olan bir düzenektir ve bu ilahi mekanizma “duaların düşünce gücü” ile biçimlendirilebilir. Böyle olmasaydı Yüce Yaratanımız, “Bana dua edin, dualarınıza karşılık vereyim” der miydi?

Evrende her şey enerjidir. Dualarımız da enerji parçacıklarıdır. İçinde bulunduğumuz sonsuz kuantum alanda her şey birbirini etkiler. Ve bir şekilde, duaların düşünce parçacıklarına yanıtlar bulabilir. Bu surette kader, arzulanan yazgıya dönüşen yol olacaktır.

İşte sırf inanç düzeyinde bile kader ile yazgının eş anlamlı değil, ayrı kavramlar olduğunu savunabiliriz.

YARATANIN EVRENSEL KANUNLARI VE KURALLARI

EVRENSEL KANUNLARI

1. Teklik Kanunu – Söylediğimiz, düşündüğümüz ve inandığımız her şey dünyadaki her şeyi etkiler, çünkü her şey “bir” dir o “bir”de Yaratan’dır.

2. Titreşim Kanunu – Evrende her şey hareket halinde titrer ve dairesel şekilde dolanır. Aynı şekilde düşüncelerimiz, hayallerimiz, duygularımız ve kelimelerimiz de evrende enerji parçacıkları olarak titreyerek ve salınarak hareket ederler.

3. Etki Kanunu – Her olumlu hareket, düşünceler ve duygularla desteklenerek, hayallerimizin dualarımızın gerçekleşmesini etkiler.

4. Aktarım Kanunu – Bu kanuna göre dış dünyamız iç dünyamızın yansımasıdır. Yaşamın gerçeği, iç dünyamızın gerçeğidir. Huzurlu olmak için, huzuru iç dünyamızda hissetmeliyiz.

5. Etki Tepki Kanunu – Evrende meydana gelen hiçbir şey şansa bağlı değildir. Her etkinin bir tepkisi vardır, örneğin “ ne ekersen onu biçersin”

6. Karşılık Kanunu – Etki kanunun olumlu işleyişi ile elde edilebilen nimetler, mutluluklar, zenginlikler ve mükafatlardır.

7. Çekim Kanunu – Benzer benzeri çeker kanunu. Çekim kanunu yaşamın sırrıdır.

8. Enerji Dönüşüm Kanunu – Kişilerin sahip oldukları yeteneklerinin evrimi ile yaşamlarının koşullarını değiştirebilme gücü.

9. İzafiyet Kanunu – Einstein’in görecelik kanunu. Kendi durumumuzu ne kadar kötü algılarsak algılayalım, daima bizden daha kötüsü vardır. Çünkü herkes ayrı bir dünyadır ve bu nedenle olaylar farklı algılanır.

10. Çift Kutup Kanunu – Her şey sonsuz bir bütündür ve karşıtı vardır. Örneğin olumsuz hareketlerin karşıtlarına odaklanarak, olumlu hareketlere dönüştürebiliriz.

11. Ritim Kanunu – Evrende her şey titrer ve ritimle hareket eder ve ritimli devinim Yaratan’ın düzenini yansıtır. Önemli olan negatif devinimlerle baş etmek ve olumsuzlukların bilinç içine sokulmasını engellemektir.

12. Cinsiyet Kanunu – Her şeyin erkeksi (yang) ve kadınsı (ying) prensipleri vardır ve bu yaşamın varoluş nedenidir. Başarılması gereken, yang ve ying enerjilerini dengeleyerek, yaşamı kontrol altına alabilmektir.

EVRENSEL KİŞİLİK KURALLARI

1. Yaratan’a şükür etmek
2. Kendini Sevmek
3. Güçlü kişilik özlemi
4. Dürüstlük
5. İnançlı olmak
6. Koşulsuz sevgi vermek
7. Affedici olmak
8. Cesaretli olmak
9. Sabırlı olmak
10. Sorumluluk almak
11. Yardımsever olmak
12. Minnettarlık
13. Cömertlik
14. Nezaketli olmak
15. Olumlu olmak
16. Neşeli olmak
17. Adanma gücü
18. Şefkatli olmak
19. Zerafet
20. Başkasının işine karışmamak
21. Liderlik vasfı


Kaynak: Norma J.Milanovich, Shirley D. McCune –“The Light Shall Set You Free” Athena Publishing - 1996

HABERLER

< >
  • Bu gezegende su bulundu

    HAT P-11b adı verilen gezegenin atmosferinde su buharına rastlandı.
    Dünya'nın dört katı büyüklüğündeki bir gezegende su bulundu.
    Bilim adamları, uzayın derinliklerinde Neptün büyüklüğündeki bir gezegende su olduğunu keşfetti.
    "Nature" dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, Dünya'dan 124 ışık yılı....

    HT:27.09.2014 trt.net.tr

    Devamını Oku

  • Bilim insanları sentetik kemik tozu üretti

    Çukurova Üniversitesinde laboratuvar ortamında sentetik kemik tozu üretildi.
    Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Diş Hekimliği Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Kürkçü yaptığı açıklamada, çene cerrahisinde ve ortopedi ameliyatlarında kullanılan sentetik kemik tozunu (greft) uzun süren araştırma ve geliştirme projeleri ile üretmeyi başardıklarını belirtti.

    HT: 22.09.2014 trt.net.tr

    Devamını Oku

  • Hafıza, elektrik akımıyla güçlendirildi

    ABD'li bilim adamları, özel yöntemle hafızayı güçlendirmeyi başardı. Araştırmacılar, manyetik titreşimler yardımıyla elektrik akımı verilmesine dayanan Transkraniyal Manyetik Uyarım (TMS) yöntemiyle en az 24 saat içinde olayları hatırlama yeteneğinin arttırılabildiğini ve ...
    HT: 14 Eylül 2014  trt.net.tr

    Devamını Oku

tüm haberler